top of page

Bir Beyoğlu Topofilisi: Galata-Pera'ya Tutulanlar

  • Yazarın fotoğrafı: peopleinsunlight
    peopleinsunlight
  • 9 saat önce
  • 3 dakikada okunur

Beyoğlu, İstanbul haritasında Haliç'in kuzey kıyısında, birçok semtten oluşan bir ilçenin tamamına verilen isim olsa da, çoğumuzun zihninde çok daha dar ve tanıdık bir görüntüye karşılık gelir: Galata'yı merkez alan, Karaköy kıyısından yukarı doğru yükselen, Pera eksenine bağlanan, oradan Cihangir ve Çukurcuma sokaklarına uzanan, birbirine komşu semtler. Bu yazı, Beyoğlu denildiğinde yüzünde hafif bir tebessüm, hafızasında asılı bir sürü anıyla bu tanıdık görüntüyü aklına getiren Galata-Pera bölgesi tutkunlarına ithafen. Çünkü onlarla ortak bir noktamız var.


Pera Bakery | Pera Meşrutiyet Caddesi
Pera Bakery | Pera Meşrutiyet Caddesi

Bazı şehirlere, semtlere ya da sokaklara duyduğumuz sevginin bir adı olduğunu öğrendiğimde, kendimi ve tanıdığım pek çok insanı tarif eder gibi hissettim. En yakın arkadaşlarımla üniversiteden beri ve hâlâ, hemen her buluşma fırsatında kendimizi Beyoğlu'nda bulmamız; sevdiğim insanla burada aynı manzaraya bakarken tanışmam; sonra bir dönem bu bölgede yaşadığımda bile, her sabah Galata Kulesi'ne bakarken aynı büyüyü hissetmem; hafta sonu gazete kahve keyfimi Cihangir kahvecilerinde yaptığım pazarların tadının her zaman bir başka olması... Bunlar tesadüf olamazdı. Ya önceki hayatımda burayla bir bağlantım olmalıydı ya da bu büyülenme hâlinin literatüre geçmiş bir adı! Meğer ikincisi varmış: Çin asıllı coğrafyacı Yi-Fu Tuan, 1974'te yayımladığı Topophilia adlı kitabında insanın bir mekâna, bir manzaraya ya da bir şehre duyduğu duygusal bağa "topofili" adını verir. Bir yerle zaman içinde kurduğumuz kimlik ve aidiyet duygusunu anlatır bu kavram. Bir yeri "sevmek" dediğimiz şey aslında çok katmanlı bir duygudur: hem oraya ait hissetmek hem de orayı kendimizin bir parçası sayıp zihnimizde saklamak, korumak. İstanbullu olmak, New Yorker olmak, Londoner olmak, Berliner olmak gibi. İşte Galata-Pera bölgesinde yıllardır yürüyen, oturan, yazan, seven insanların yaşları ya da hayata bakışları fark etmeksizin paylaştığı ortak duygu tam olarak bu: buraya duydukları duygusal bağ, aidiyet ve sevgi.


Galata Kulesi | Bereketzade Mahallesi
Galata Kulesi | Bereketzade Mahallesi

Bir yere tutulmanın bir adı varsa, o yerin tutulunacak bir geçmişi, ruhu da olmalı, değil mi? Galata-Pera'nın bugün hissettirdiği o tuhaf çekim gücü, bölgenin hayli zengin tarihinden ve tarih boyunca birikmiş yaşanmışlıklardan da geliyor. Bölgenin hikâyesi, 13. yüzyılda Cenevizlilerin Haliç'in kuzey kıyısına (bugünkü Galata) yerleşip burada surlarla çevrili bir ticaret kolonisi kurmasıyla başlar. Cenevizlilerin koloniyi çevirdiği bu surların büyük kısmı 19. yüzyılda yıktırılır; bugün hâlâ ayakta duran en görkemli parçası Galata Kulesi'dir. Konstantinopolis'in (İstanbul adını 1930 itibarıyla alır) sınırları o dönem Haliç'in güneyinde, bugünkü tarihi yarımada (Sultanahmet, Eminönü, Fatih çevresi) ile sınırlıdır; Galata ise Haliç'in karşı kıyısında, şehrin "dışında" kalan ayrı bir yerleşimdir. Kendi başına bağımsız bir yerleşim olan bu koloni, zamanla kendi dilini, mutfağını ve mimarisini getirir. Osmanlı'nın fethinden sonra surlarla çevrili Galata bölgesinin yukarısına, tepelere doğru yayılan Avrupa mahallesi "Pera" adıyla anılır; Yunanca "karşı taraf" anlamındadır. Fatih'in gayrimüslim tebaaya tanıdığı haklarla birlikte Pera, yüzyıllar içinde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve sonradan gelen Avrupa kökenli Levantenlerin birlikte yaşadığı şehrin en kozmopolit bölgelerinden birine dönüşür. 19. yüzyıla gelindiğinde Pera; elçilikleri, tiyatroları, kafeleri, opera binaları, yabancı okulları ve pastaneleriyle artık şehrin en hareketli ve "Batı'ya bakan yüzü"dür.


Aziz Antuan Kilisesi | İstiklal Caddesi
Aziz Antuan Kilisesi | İstiklal Caddesi

Tabii bu Batılı yüz birdenbire oluşmaz. Bölgenin bugünkü mimari karakterini belirleyen en büyük kırılma 1870'teki Büyük Pera Yangını'dır. Üç binden fazla bina kül olur. Yangın sonrası bazı bölgelerde planlı bir yeniden inşa sürecine girilir, bazı bölgeler de zamanla bireysel süreçlerle yeniden kurulur. Bu bireysel inşa dalgasının ruhunu Camondo, Botter, Allatini, Mizzi gibi Levanten aileler üflemiştir: şehrin gayrimüslim varlıklı kesimi arsalarını sipariş usulüyle dönemin en iyi mimarlarına yaptırır. Bu mimarların çoğu İtalyan, Fransız ya da Levanten kökenlidir; Avrupa'nın estetik dilini İstanbul'a taşırlar. Alexandre Vallaury (Pera Palace, Osmanlı Bankası binası), Raimondo D'Aronco (İstanbul'un ilk Art Nouveau yapısı Botter Apartmanı), Giulio Mongeri (Karaköy Palas, Maçka Palas), Yénidunia ve Kyriakidis (Frej Apartmanı), Hovsep Aznavur gibi isimler bu dönemin imzalarıdır. Paris'in balkonları, Viyana'nın kemerli pencereleri, Milano'nun süslü cepheleri yavaş yavaş Galata'nın, Asmalımescit'in, Tepebaşı'nın sokaklarına yerleşir.


Crimean Memorial Kilisesi | Serdar-ı Ekrem Sokak
Crimean Memorial Kilisesi | Serdar-ı Ekrem Sokak

Velhasıl, Karaköy’den Boğazkesen üzerinden Galata’ya, oradan Pera ve İstiklal Caddesi hattına, ardından Çukurcuma ve Cihangir’e yürürken aslında üst üste katmanlanmış bir şehrin üzerinde yürüyoruz. Ceneviz surlarının üstüne Osmanlı'nın kozmopolit dokusu, onun üstüne Levantenlerin Avrupai zarafeti, en üstüne de Cumhuriyet'in ve günümüzün katmanları eklenmiş; her köşede farklı bir yüzyıl size bakar. Bir sokağın dokusu başka bir sokağı taşır, bir cephenin süslemesi başka bir dönemin izini barındırır. Belki de sevdiğimiz şey tam da bu; yaşanmışlıkların birikmiş hâli.


 
 
 

Yorumlar


© 2026 by People in Sunlight. All rights reserved.

bottom of page