top of page

Çölde Sanat: BAE’de Kültür ve Sanatın Yeni Dönemi

  • Yazarın fotoğrafı: peopleinsunlight
    peopleinsunlight
  • 29 Oca
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Nis

BAE, internet kullanım oranının %99’lara ulaştığı, sosyal medya kullanımının ise nüfus oranını aştığı, dünyada dijital erişimin en yaygın olduğu ülkelerden biri. 2016’dan bu yana ülke hakkında üretilen sosyal medya içerikleri en az üç kat artmış durumda. Ancak bu “üç kat” ifadesi yanıltıcı olmasın; burada binler üzerinden değil, milyonlar hatta milyarlar seviyesinde ölçülen etkileşimler üzerinden gerçekleşen bir büyümeden söz ediyoruz. Haliyle bu yazıyı okuyan pek çoğunuzun da, farklı kaynaklardan Dubai başta olmak üzere BAE’nin yaşam tarzından mimarisine, lüks tüketimden turizme, gökdelenlerden çöl safarilerine kadar uzanan pek çok farklı başlık altında üretilmiş onlarca içerikle defalarca karşılaşmış olması muhtemel.

Şimdi tüm klişeleri bir kenara bırakalım ve gelin, neredeyse herkesin çevrim içi olduğu bu ülkede, son dönemde hayli parlatılan ama diğer yandan yapay bulunarak eleştirilen kültür ve sanatın gerçekte nerede durduğuna birlikte bakalım.


Alserkal Avenue
Alserkal Avenue

Her şeyden önce, her zaman olduğu gibi konuya tarihsel bir yerden bakmak gerekiyor; dünyada kültür ve sanat denince akla gelen ikonik şehirleri barındıran ülkelerle karşılaştırıldığında, henüz 2026 yılında 55. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak genç bir ülkeden bahsediyoruz. Haliyle, yüzlerce yıllık Avrupa şehirlerinde yıllardır süregelen kültür ve sanat faaliyetleri ya da savaş ve siyasi karmaşa dönemlerinde yeni bir yaratıcılık ortamının doğmasına imkân veren Amerika’da oluşan sanat sahnesiyle kıyaslandığında, henüz o dönemlerde kurulmamış bir ülkenin gerçekliğinde okuma yapmak gerekiyor. Tarihsel anlamda ülkenin kültürel hafızasının sınırlı olmasının yanı sıra, nüfusun büyük bir bölümünün göçmenlerden oluşması da tek bir kültürel dilin gelişmesini zorlaştırmış. Bu tablo, zaman içinde olumsuz eleştirilere temel olan “yapay” ya da “ithal” kültür algısının oluşmasına zemin hazırlamış. Ancak başta da bahsettiğim gibi, buradaki oluşumu kendi gerçekliği içinde değerlendirmek ve karşılaştırmaları buna göre yapmak daha sağlıklı olacaktır. Barındırdığı farklı kültür zenginliği açısından değerlendirildiğinde, bugün yaklaşık 11,5 milyonluk nüfusunun %89’u yabancı uyruklu göçmenlerden oluşan Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu popülasyon çeşitliliği, yüzyıllık şehirlerde üretilen sanat anlayışının bile çoğu kez kapsayamadığı ve temas edemediği konulara değinebilen bir sanat bakışının ortaya çıkmasını mümkün kılabiliyor.



Bugün kültür ve sanat sahnesine baktığımızda, New York, Londra, Paris ya da Berlin gibi büyük merkezlerde öne çıkan sergilerin, pek çok etkinlik ve yapımın Dubai’ye de uğradığını görüyor; farklı disiplinlerden insanların bir araya geldiği yeni topluluk ve buluşma mekânlarının hızla çoğaldığına tanık oluyor, ikonik müzelerin ve büyük kültür projelerinin yeni adreslerinden birinin bu ülke olduğunu sıkça duyuyoruz. Ancak bu noktaya gelinmesi, tek bir hamleyle değil, özellikle son yıllarda hız kazanan ve yaklaşık otuz yıla yayılan bir süreç içinde mümkün oldu.


Alserkal Avenue
Alserkal Avenue

Bu sürecin ilk güçlü adımı, 1993’te başlayan Sharjah Bienali idi. Bienal, 2003’ten itibaren çağdaş sanata yönelerek bölgesel bir etkinlikten uluslararası bir platforma dönüştü. 2000’li yılların ortasına gelindiğinde, kültür ve sanat daha bilinçli bir politika alanı olarak ele alınmaya başladı. 2007’de kurulan Art Dubai, Dubai’yi küresel sanat ağına bağlayan önemli bir kapı oldu. Aynı yıl Al Quoz bölgesinde başlayan Alserkal Avenue dönüşümü, endüstriyel bir alanın zamanla yaşayan bir kültür merkezine dönüşmesini sağladı. Bugün Alserkal bölgesi, özellikle Quoz Arts Fest günlerinde saatlerce park sırası beklenen; farklı çevrelerden ve yaşlardan kültür-sanat meraklılarını ağırlayan canlı bir buluşma noktası hâline gelmiş durumda.



Dubai’de sanat sahnesi başından beri ticaretle iç içe gelişti. Ancak zamanla daha dengeli bir yapı oluşmaya başladı. 2018’de açılan Jameel Arts Centre, araştırma temelli sergilerle bu süreci destekledi. 2016’da Dubai Opera’nın, 2019’da Coca-Cola Arena’nın açılması, şehrin müzik ve performans alanında kalıcı bir altyapı kurmasını sağladı. Al Quoz çevresinde konumlanan sanat mekânları, DIFC Gate Village’daki galeriler, Theatre of Digital Art (TODA) gibi dijital deneyim temelli sahneler, The Fridge, 25hours Hotel Dubai One Central ve The Workshop Dubai gibi alanlar, deneysel müzikten çağdaş sanata, performanstan disiplinlerarası üretimlere uzanan geniş alternatif bir ağ oluşturdu.


DIFC Village Gate
DIFC Village Gate

Pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyip 2021-2022 döneminde düzenlenen ve 24 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan Expo’dan önce, daha çok ticari ve iş odaklı etkinliklerle anılan BAE’nin, özellikle 2022 sonrası dönemde global sanat, tiyatro, performans, sahne sanatları ve müzik etkinlikleriyle küresel sahnenin önemli duraklarından biri hâline geldiğini söylemek yerinde olur.



Abu Dhabi özelinde bakacak olursak, bu emirlik, daha planlı ve uzun vadeli bir kültür politikası izlemeye başladı. 2007’de Fransa ile yapılan anlaşmayla başlatılan Louvre Abu Dhabi projesi, 2017’de kapılarını açarak bu yaklaşımın en görünür simgelerinden biri hâline geldi. Müze, BAE’nin küresel kültür sahnesinde daha görünür olmasını sağlarken, kalıcı koleksiyonu ve dönemsel olarak ağırladığı sergilerle bölgede yaşayan sanatseverlerin ve turistlerin “mutlaka görülmesi gerekenler” listesine girdi.  Louvre Abu Dhabi'nin mimari açıdan da Paris’teki ana Louvre’dan geri kalmadığını, hatta yenilikçilik anlamında çok daha güçlü bir bölgesel yorum sunduğunu söyleyebiliriz.


Louvre Abu Dhabi
Louvre Abu Dhabi

Abu Dhabi’de müzik ve performans alanı da benzer bir gelişim izledi. 2004’te başlayan Abu Dhabi Festival, klasik müzikten çağdaş performanslara uzanan çok disiplinli programlar sundu. 2009’da açılan du Arena ve daha sonra Etihad Park’a dönüşen açık hava sahnesi, büyük konserlerin önemli merkezlerinden biri hâline geldi. 2015’ten beri faaliyet gösteren NYU Abu Dhabi Arts Center ve 2021’de açılan Etihad Arena ise şehrin performans altyapısını daha da güçlendirdi. Özellikle 2020 sonrası dönemde hem etkinlik sayısında hem de içerik çeşitliliğinde belirgin bir artış yaşandığı görülüyor. Yine bu süreçte Louvre Abu Dhabi’nin de bulunduğu Saadiyat Adası, giderek bütüncül bir kültür bölgesine dönüştü. 2006’da temelleri atılan ve o günden beri heyecanla beklenen Guggenheim Abu Dhabi projesi yıllar içinde birçok kez ertelendi ve bugün için 2026 civarında açılması hedefleniyor. 2025’te açılan Natural History Museum Abu Dhabi, bilim ve doğa tarihine odaklanırken; yine 2025 sonunda açılan Zayed National Museum, ülkenin kuruluş sürecini ve ulusal hafızasını merkeze alan ilk büyük müze oldu. Aynı yıl açılan teamLab Phenomena Abu Dhabi ise dijital ve deneyim temelli sanatı bölgede farklı bir boyuta taşıdı.



Bugün BAE, New York ya da Londra gibi küresel sanat sahnesinde belirleyici rol oynayan merkezlerle kıyaslanabilecek bir noktada henüz değil. Bunun yerine, Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika arasında köprü kuran; bölgesel etkisi hayli güçlü, hızla kurumsallaşan ve giderek küreselleşen bir kültür merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Son dönemde, daha uzun vadeli alanlara yapılan ciddi yatırımlar bu dönüşümü destekliyor. Bugün gelinen noktada, bienallerden müzelere, bağımsız sahnelerden büyük konser alanlarına uzanan yapı, kendi iç dinamiklerini üretmeye başlamış durumda. Hâlâ genç, hâlâ tartışmalı ve hâlâ dönüşüm hâlinde; ama aynı zamanda giderek daha fazla insanın ürettiği, takip ettiği ve sahiplendiği bir alan. Sanatçıların daha özgün ve bağımsız üretim yapabilmesini destekleyen politikaların devam etmesi hâlinde, önümüzdeki yıllarda bu bölgede çok daha heyecan verici kültür ve sanat projelerinin çoğalacağını söyleyebiliriz.


Başlangıçtaki klişelere dönerek bitirecek olursak, onlarca farklı kültürün bir arada yaşadığı bir coğrafyada “doğal mı yoksa yapay bir kültür mü?” tartışmasının aslında ne kadar anlamsız olduğunu hatırlamak gerekiyor. Zira sanat dünyasında, klasik dönemden modern akımlara ve bugünün çağdaş üretimlerine kadar pek çok örnek, büyük ölçüde sanatçıların kişisel hikâyelerinden, dönemin koşullarından, üretim özgürlüklerinden ve özgün ifade arayışlarından beslenerek ortaya çıktı. Asıl önemli olan, üretim süreci sonunda ortaya çıkanın bize gerçekten dokunup dokunmadığı, bize neleri düşündürdüğü, bizi ne tür sorgulamalara ittiği ve bizde deneyimlemeye değer bir karşılık üretip üretmediği. Yüzyıllardır süregelen ama kültürel birikimini verimli değerlendiremeyen pek çok şehrin bugün neden küresel kültür ve sanat gündeminde yer almadığını anlamak da bu açıdan önemli. Asıl mesele, bu alanları ne kadar derinleştirebildiğimiz ve nerelerden besleyebildiğimiz.


Yorumlar


© 2026 by People in Sunlight. All rights reserved.

bottom of page