top of page

Yesteryear Kitap İncelemesi: Bir Tradwife'ın Düşüşü

  • Yazarın fotoğrafı: peopleinsunlight
    peopleinsunlight
  • 2 Tem
  • 5 dakikada okunur

2026'nın en çok konuşulan romanlarından biri olması için Yesteryear'ın yayımlanmasını bile beklemesi gerekmedi. On beş yayınevinin yarıştığı bir açık artırma ile Amazon MGM film haklarını aldı, Anne Hathaway hem yapımcı hem başrol olarak projeye girdi. Yani kitap raflara girmeden çoktan bir fenomene dönüşmüştü. Bunda arkasındaki yapımcı isimlerin etkisi tabii var, ama diğer yandan işlediği konu ve gündeme getirdikleri itibarıyla da çok konuşuluyor. Çoğu özette kitap şöyle anlatılıyor: sosyal medyada geleneksel ev kadınlığını, yani tradwife yaşam tarzını içerik olarak sunan sekiz milyon takipçili bir influencer, her gün canlı yayında özendirerek sattığı hayatı bir sabah, modern dünyanın olanaklarından soyutlanmış halde 1855'te uyanarak gerçekten yaşamak zorunda kalır. Doğru, ana odak buraya kurulmuş, ama Yesteryear'ın asıl meselesi o sabahki uyanış ve sonrası değil, o sabaha giden süreç. Gelin kitaba ve gündeme getirdiklerine birlikte bakalım. Baştan söyleyeyim, yazı bolca spoiler içerir.


Yesteryear kitap kapağı, Caro Claire Burke'ün tradwife romanı
Yesteryear kitap kapağı | Caro Claire Burke'ün tradwife romanı

Kitap ve Hikâye Hakkında


Kahramanımız Natalie Heller Mills. Onu tanımak için başa, üniversite yıllarına, on yedi yaşında evden ayrılıp gittiği, ancak bitiremediği, Harvard'a dönmek gerekiyor. Muhafazakâr bir aileden, Idaho'nun küçük bir kasabasından gelen, on yaşında babasını kaybetmiş, annesinin ve ablasının dünyasını tek gerçek bilerek büyümüş bir kadın. Öncesini çok bilmiyoruz ama üniversitede modası geçmiş kıyafetleriyle ve arkadaşlarının yaşadığı özgür genç hayatını yaşayamamasıyla dışlandığını biliyoruz. Hayatındaki ilk "angry woman" diye nitelendirdiği oda arkadaşı Reena tam karşı kutuptan: flört ediyor, erkek arkadaşıyla geceleri gizlice buluşuyor. Yazar Caro Claire Burke, Natalie'yi sadece dışlanan bir kurban olarak çizmiyor: Natalie, o kadınlara yukarıdan bakıyor, onları küçümsüyor. Bir yandan da, bunu kendine bile itiraf etmeden, onlara imreniyor. Bu hayatı seçmenin kendisi için bir sorgulama konusu bile olamayacağını biliyor. Caleb Mills bu ortamda sahneye giriyor. Varlıklı, köklü bir ailenin vasıfsız ve tembel oğlu. Natalie ona aşık olmuyor, hatta anlattıklarından yola çıkarak sevdiğini bile söyleyemeyiz, ama onu yönetilebilir, şekillendirilebilir buluyor. Bir yandan da Caleb'in ailesinin ismini arkasına almak istiyor ve evleniyor. Zaman içinde ilk çocukları olup Caleb hâlâ bir işe girmeyince Natalie'nin aklında parlak bir fikir beliriyor: Idaho'da neden büyük ve gözalıcı bir çiftlik kurmasınlar? Caleb'in daha önce bahsettiği kovboy hayalini gerçekleştirmek, onu bir şeylerle meşgul etmek için bir çiftliğe gizlice teklif veriyor. O zamanlar bu çiftliğin zamanla milyonlarca takipçili bir sosyal medya imparatorluğuna dönüşeceğini henüz planlamamış. Finansörü kayınpederi Doug oluyor; anlaşmanın karşılığı ise Natalie'nin oğluna daha çok çocuk doğurup büyük bir Amerikan ailesi kurması. Natalie bunu iş anlaşması olarak okuyor ve imzalıyor. Henüz ilk çocuğu Clementine'ye bile alışamamışken daha çok çocuk istiyor mu? Bu soruyu kendine sormuyor bile. Çünkü annelik onun için bir sıfat, başarı hikâyesinin bir parçası.

Çiftlik her bir detayı düşünülerek kuruluyor, hayvanlar çiftlikte yerlerini alıyor. Sahne arkasında neredeyse yirmi çalışan var. Geriye, Natalie'nin sosyal medya dünyasına girip bu harika hayatı kitlelerle paylaşması kalıyor. Natalie her kareyi kontrol ediyor, kız çocuklarını kamera önünde daha kolay "eğitebildiği" için tercih ediyor. Ardından hikâyeye, sonu başlatacak olan Shannon prodüktör olarak giriyor. Evdeki beş çocuğun yetiştirilmesi de dahil, göründüğü gibi hiçbir şeyin Natalie'nin elinden değil de onlarca çalışan ve arka plandaki uğraş sayesinde çıktığını; kamera önündeki gülen yüzlerin, binbir çabayla zorlanan çocukların ne olduğunu bile bilmeden bir resmin parçası olarak sergilendiğini ilk o görüyor. Shannon'ın zamanla ortaya çıkan Caleb'le ilişkisi süreci hızlandırıyor ve Shannon, en büyük çocuk Clementine'ye telefon verip annesinin neler yaptığını gösteriyor, sonra da onu yanına alarak skandalı patlatıp her şeyi ifşa ediyor.


Çöküşün ardından gelen kısım kitabın twist dediğimiz kısmı: Natalie bu ifşadan ve elinden her şey gittikten sonra zihinsel olarak parçalanıp son bir çare olarak, daha önce gösterip aslında yaşamadığı hayatı gerçekten yaşarsa kaybettiği itibarı, güveni ve milyonların ilgisini geri alabileceğini düşünüyor. Çiftliği yeniden 19. yüzyıl gerçekliğine uygun şekilde düzenliyor, modernlikten soyutluyor, küçük çocuklarını gerçek bir 19. yüzyıl hayatına mahkûm ediyor ve bunu kendisinin kurduğunu zamanla unutuyor. Yani aslında Natalie zamanda bir yolculuk yapmıyor. Okuyucu olarak 1855'i Natalie'nin gözünden görüyoruz, o da buna inanıyor. Yıllar sonra Clementine kardeşlerini çiftlikten ve anne babalarından kurtarmaya geliyor. Natalie, hayatında çiftlik dışına çıkmamış, arabaya hiç binmemiş, deniz görmemiş çocuklarını (Dogville filmiyle dayatılan gerçeklik ve izolasyon anlamında benzerlik dikkat çekiyor) yıllarca alıkoyduğu için tutuklanıyor ve otuz yıl hapis alıyor. Son sahnede, travmalarının ilk tetikleyicilerinden olan eski oda arkadaşı gazeteci Reena, onunla bir röportaj yapıyor. Burada yaşananların çocuklar için ne kadar büyük bir travma olduğunu daha derinlemesine görüyoruz; Natalie'nin ise onca yaşanandan sonra herhangi olumlu bir değişim geçiremediğini.


Yesteryear kitabının arka kapağındaki eleştirmen yorumları ve övgüleri
Yesteryear arka kapağındaki eleştirmen yorumları ve övgüleri

Genel Değerlendirme


Öncelikle kitabı, gündeme getirdiği konu ve akabindeki tartışmalar anlamında başarılı bulduğumu söylemeliyim. Sadece tradwife influencer değil, gözler önünde yaşanan ama gerçekliği konusunda hem tüketici hem izleyici olarak kafamızda pek çok soru bırakan, hem mainstream hem tradwife influencer hayatlarını ele alış biçimi itibarıyla güçlü bir çıkış noktası. Kurgusu hikâyeyi hayli ilginç kılıyor ve sizi sona kadar sayfaların başında tutuyor.


Kitap hakkında pek çok kaynakta farklı eleştiriler okudum. İki ana olumsuz eleştiri öne çıkıyordu. İlki kitabın ve hikâyenin derinliği; bu eleştiriye çok katılamıyorum. Tabii hikâye ana karakter etrafında şekilleniyor ama kendini hiç tanıyamamış, neye ihtiyacı olduğunu bilmeden ve sorgulamadan, en derinindeki yaralarını beslemek için ordan oraya hırsla saldıran ana karakterin sonunda geldiği hastalıklı ruh halini yeterli bir şekilde gözleyebiliyoruz. Kitabın sonlara doğru olayların hayli hızlanması ve önceki kısımlarındaki orantılı hızın çok korunamaması, konunun detaylarına hâkim olmayan bir okuyucunun olan biteni anlamasını zorlaştırabilir. Bir diğer öne çıkan olumsuz eleştiri, kitabın bildiğimizi bize gösteriyor minvalindeki yorumlar. Burada kurmacaların bir mesaj kaygısı gütmek zorunda olmadığını ve bazı yerlerdeki bilinçli muğlaklığın ya da göze sokmanın aslında okuyucuya yeniden sorgulama ya da kafasında tamamlatma yetkisi yüklediği için değerli olduğunu hatırlamak lazım.


Mükemmel kareler, mükemmel hayatlar
Mükemmel kareler, mükemmel hayatlar

Var Olmak İçin Görünmek, Görünmek İçin Kandırmak


Peki Yesteryear neden bu kadar yankı uyandırdı? Çünkü Natalie'nin hikâyesi yalnızca bir bireyin çöküşü değil, günümüzde tanıdık yakın dönem bir kültüre tutulan bir ayna. Tradwife fenomeni artık küçük bir internet köşesinde değil, ana akımın tam ortasında. Şık dizayn edilmiş geniş mutfaklar, özenli kıyafetler ve yapılı saçlarla ekmek yapan bakımlı eller, planlı açılardan görünen huzurlu mutlu çocuklar, kalabalık aileler ve bir şekilde sakince her şeye yetişen, kutsanan geleneksel eş ve annelik rolünü kusursuzca taşıyan kadınlar. Belki bu içeriklerin altında yalnızca gösteriş değil, çok daha karmaşık bir ihtiyaç var. Bir kısmı için bu özlenen nostaljik gelenekleri devam ettirme meselesi, bir kısmı için modern hayatın baskısına karşı bir tepki. Ama bambaşka bir ironi de var: geleneksel ev kadınlığını performans olarak satarken, bu performansın kendisi ciddi bir ekonomik özgürlük ve güç kaynağına dönüşüyor. Motivasyon ne olursa olsun, ortaya çıkan tablo benzer: gerek tradwife gerek girlboss kültüründe olsun, kulağa sürekli mükemmelliği farklı yollarla gösterme gibi geliyor. Ve hâlâ yanıt bekleyen o eski soru: neden aileden vazgeçip kariyer kadını olmak ya da kendini aileye adayıp geleneksel bir eş olmak arasında sıkışmak? Kitap bu keskin ayrımı doğrudan sorgulamıyor ama Natalie ile Reena'nın karşıtlığı boyunca hissettiriyor.


İzleyici de bu oyunun dışında kalmıyor; o hayatı gerçekmiş gibi tüketen her beğeni, her bakış o sahneyi ayakta tutuyor. Ve döngü kapanmıyor. Çeşitli sebeplerden sağlıklı olmayan psikolojiler sahneye çıkıyor, var olmayan bir hayat milyonlara satabiliyor, izleyici kitlesi bunu onaylıyor ve talep yaratıyor. Bu talep daha fazla sahne üretiyor, daha fazla sahne daha fazla karşılıklı yetersizlik hissini besliyor ya da gerçek olmayan bir ürüne inanmayı normalleştiriyor. Natalie gerçek örneklere dayanan bir kurgu ama anlattığı döngü, var olmak için görünmek, görünmek için kandırmak meselesi, kurgu değil. Yesteryear bu döngüyü görünür kılıyor ve kapatmıyor.


Kitabın Türkçeye ne zaman çevrileceğine dair şu an için doğrulanmış bir bilgi yok; bazı kaynaklarda eylül ayı konuşulsa da bunu teyit eden resmi bir duyuru bulunmuyor. Film tarafında da resmi bir vizyon tarihi henüz açıklanmadı. Takip edip göreceğiz.

Yorumlar


© 2026 by People in Sunlight. All rights reserved.

bottom of page