Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş: Üç Şehir, Üç Aile
- peopleinsunlight

- 26 Haz
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Haz
Bazı filmleri izlerken kendinizi kimsenin fark etmediği bir gözlemci gibi hissedersiniz. Öyle ki en ufak bir mimiği, bir el hareketini, bir eşyanın diziliş şeklini kaçırmamak için gözlerinizi ekrandan ayırmamanız gerekir. Birisi bir şey söyler, diğeri cevap vermez ve o sessizlik herhangi bir diyalogdan daha çok şey anlatır. Ya da bir anne “annelik edip çayları ben mi doldurayım?” diye sorar, kızı “artık başlasan iyi olur” diye yanıt verir ve yılların mesafesi tek cümlede özetlenir. Yukarıdan masayı çeken bir sekans masada oturanlardan ikisinin çayı sütlü, diğerinin sade içtiğini gösterir; bunun üzerine karakterlerin birbirine karşı tutumlarını ve aile içi dinamiklerini anlarız. Jim Jarmusch’un son filmi Father Mother Sister Brother tam olarak böyle bir deneyim.
Jarmusch, bağımsız sinemanın en özgün isimlerinden biri. 1984’te Stranger Than Paradise ile sinema dünyasına girdiğinden beri filmlerinde aynı şeyi arıyor: sıradan anların içindeki hikayeyi. Night on Earth’te beş farklı şehirde beş taksi yolculuğuyla sinema tarihinin kült filmlerinden birine imza attı. Dead Man’de bir yolculuğun, Paterson’da bir otobüs şoförünün gündelik hayatının, Only Lovers Left Alive’da iki vampirin sonsuz sıkıntısının içinde güzelliği buldu. Father Mother Sister Brother’da ise ilk kez bu kadar yakından aile ilişkilerine bakıyor. Father Mother Sister Brother, üç bölümden oluşan bir antoloji: üç farklı ülkede, üç farklı aile hikayesi. Yapı olarak Night on Earth’ü hatırlatıyor ama aralarında önemli bir fark var. Orada yabancılar arasındaki kısa karşılaşmaları izliyorduk; burada ise yıllardır birbirini tanıyan ama belki de hiç tanıyamamış insanları izliyoruz.

İlk bölüm New Jersey’de geçiyor. Tom Waits, dünyadan kopmuş, kırsal bir bölgede yalnız yaşayan bir babayı canlandırıyor. Yetişkin çocukları Jeff (Adam Driver) ve Emily (Mayim Bialik) nadir ziyaretlerinden biri için gelmişler. Anneleri ölmüş, baba para konusunda çocuklarına yalan söylüyor, Jeff gizlice babasını destekliyor. Emily’nin bakışlarından ebeveynine asla güvenmemenin tereddütünü görebiliyorsunuz. Waits’in performansı hem komik hem huzursuz edici; hemen her dediğinin arkasında bir şey sakladığını hissediyorsunuz.

İkinci bölümde kamera Dublin’e geçiyor. Charlotte Rampling popüler roman yazarı bir anne, kızları Timothea (Cate Blanchett) ve Lilith (Vicky Krieps) onu yılda bir ya da iki kez görmeye geliyorlar. Her ziyaret resmi bir çay seremonisi gibi kurgulanmış. Karşımızda hayli mesafeli ve ölçülü bir anne görüyoruz. Terapistiyle bile çocuklarına göre daha perdesiz konuşuyor ve bu duruşu o sahnedeki oturma biçimine bile yansıyor. Kız kardeşler, annenin onayı için farklı stratejiler geliştirmiş: Timothea her şeye uyum sağlayarak, Lilith ise başarılarını sergileyerek. Ama anne iki çocuğuna da aynı soğukluk ve mesafe ile karşılık veriyor.

Üçüncü bölüm Paris’te geçiyor ve diğer ikisinden farklı bir yere gidiyor. İkiz kardeşler Skye (Indya Moore) ve Billy (Luka Sabbat) yeni ölen anne babalarının eşyalarını toplamak için bir araya geliyor. Filmin en sıcak bölümü: birbirini gerçekten seven, sağlıklı bir ilişkisi olan ve muhtemelen sağlıklı ebeveynler tarafından sevgiyle yetiştirilmiş iki kardeş birbirlerine yaslanarak acılarını azaltmaya çalışıyorlar.
Filmin asıl gücü gösterdiğinde değil göstermediğinde. Her bölümde ailenin geçmişini, kırılma noktalarını, yılların biriktirdiği mesafeyi doğrudan görmüyorsunuz. Ama izlediğiniz kısıtlı kareler bu ailelerin ilişkileri hakkında size hayli fikir veriyor ve filmde göremediğiniz anlar aklınızda tamamlanıyor. Bir bakış, bir sessizlik, yanıt verilmeyen bir soru; Jarmusch bu küçük ayrıntılarla yılların hikayesini anlatıyor. Görsel olarak da film inceliklerle planlanmış. Görüntü yönetimi her sahneyi ayrı ayrı güzel kılıyor: New Jersey’nin soğuk kış manzarası, Dublin’in loş ambiansı, Paris’in sıcak iç mekanları. Kamera çoğu zaman karakterleri çerçeve içinde yalnız bırakıyor; bu bilinçli bir tercih ve aile içindeki yalnızlığı görselleştiriyor. Masaların üstünden çekilen planlar, araba içi sahneler, uzun sessizlikler; Jarmusch’un sinemasının imzası olan unsurlar burada da var ve çok güzel çalışıyor.
Tom Waits, Adam Driver, Cate Blanchett, Charlotte Rampling, Vicky Krieps gibi isimlerle bu kadro Jarmusch’un filmografisindeki en güçlü kadro olabilir. 2025 Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan kazanan film, Jarmusch’un kariyerindeki en büyük ödülü oldu. Şubat 2026’dan beri MUBI’de izlenebiliyor.



Yorumlar