top of page

DJ Ahmet: Pembe Bir Koyun, Bir Hoparlör ve Büyük Hayaller

  • Yazarın fotoğrafı: peopleinsunlight
    peopleinsunlight
  • 12 Şub
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 gün önce

Bazı filmler, sinemanın neden 7. sanat dalı olarak kabul edildiğini bir kez daha anlamamızı sağlıyor. Bizi duygudan duyguya sürüklüyor; birden fazla karakterle empati kurduruyor; unuttuğumuz duyguları, dünyaları hatırlatıyor; günümüz dünyasında çok da yormak zorunda olmadığımız zihnimizi farklı konulara yormaya teşvik ediyor, bizi düşündürüyor. Tüm bunları yaparken sinemanın görsel imkânlarını da ustalıkla kullanabiliyor. Film boyunca, tıpkı gerçek hayattaki kadar net olmayan siyah ve beyaz arasındaki renklerde gidip geliyoruz; sonunda ise yine, başımıza potansiyel olarak gelebilecekleri düşünüp, gerçek hayattaki kadar kısa bir “oh” çekebiliyoruz.



Film, Kuzey Makedonya doğumlu yönetmen ve senarist Georgi M. Unkovski’nin, Kuzey Makedonya’da Türklerin çoğunlukla yaşadığı Yörük Köyü'nde geçer. Ahmet ve küçük kardeşi Naim’in köydeki yaşantısını; aile içi ilişkilerini, müzik tutkularını ve köye gelen yabancıların beraberinde getirdiği yeni dünyalara nasıl adapte olmaya çalıştıklarını bugünün gerçekçiliğinde bize gösterir. Müzik dinleyebilmek için, kaybettiği koyunun karşılığında hayatın ona sunduğu pembe koyunu satıp kendine bir hoparlör alır Ahmet. ''TikTok’a düşen'' videosunu izleyebilmek için, evinde internet olan arkadaşının evinin bahçesinden Wi-Fi’ye bağlanır; internet iyi çeksin diye.


Ahmet’in müzik tutkusu, onu dansa tutkun Aya ile saf bir 15 yaş aşk hikâyesine bağlar. İki genç arasındaki bu saf aşk, Ahmet’in DJ’lik yaptığı tarla buluşmalarında, çocukça eğlenceler eşliğinde yaşanır. Ahmet, görücü usulüyle evlendirilmek istenen Aya’nın özgürlüğüne kavuşabilmesi için çeşitli atraksiyonlara girişir. Film, günümüze o kadar iyi uyarlanmış ki; hem çocukların o küçük köyden hayata nasıl tutunduklarını, dünyayla nasıl bağ kurduklarını görürüz hem de kendi gerçekliklerini sürdürme çabalarına tanık oluruz. Yüzyıllar boyunca anlatılagelen gençlik aşk hikâyeleri, günümüz gençliğinin ışığında yeniden yorumlanır; onların başkaldırılarını, inandıklarının peşinden gidişlerini, tam da bugünü temsil edecek şekilde bize anlatılır.



Sinematografi anlamında bakacak olursak, köyün orijinal pastoral yapısında izlediğimiz, yüzde yüz gerçek karakterler ve başarılı kurgu geçişleri, bizi tek bir duygunun içine sıkışmaktan alıkoyuyor; film boyunca sık sık tebessüm ederken, yer yer de yönetmenin hem senaryo hem kurgu anlamındaki becerilerini takdir ediyoruz. Oyuncular, Yörük köyünün gerçek sakinlerinden oluşuyor; köyde günlerce süren elemelerle seçilmişler. Bu da izleyiciye, izlemesi son derece keyifli olan yeni ve özgün yüzlerin gerçekçi mimiklerini deneyimleme şansı sunuyor. İzlemek isterseniz, oyuncular ve yönetmenle yapılan kısa bir söyleşiyi de buraya bırakıyorum. Benim önerim, filmi izledikten sonra izlemeniz olur. Umarım en az benim kadar beğenirsiniz.





Yorumlar


bottom of page