Caz Türkiye’ye Nasıl Geldi?

Güncelleme tarihi: 4 Eki
Bir müzik türü düşünün ki doğduğu yerden binlerce kilometre uzaktaki bir başka şehrin gece kulüplerine, radyo programlarına, hatta gündelik dile bile sızmış olsun. Tabii ki cazı kastediyorum; New Orleans’ın dar sokaklarında doğmuş, birkaç on yıl içinde kıtalar aşıp İstanbul’a kadar ulaşmış bir müzik. Ama bu yolculuğun nasıl gerçekleştiği, kimlerin elinden geçip Türkiye’ye vardığı pek çoğumuzun bilmediği bir hikaye. Önce başladığı yere gidelim.

Her Şeyin Başladığı Yer: New Orleans
Cazın doğum tarihi olarak genelde 1900’lerin başı gösterilir, doğum yeri ise kesin: New Orleans, Louisiana. Şehir o dönemde Fransız ve İspanyol koloni geçmişinin, kölelik sonrası Afrikalı-Amerikalı toplumun taşıdığı müzik geleneklerinin ve Avrupa’dan gelen göçmen nüfusun bir arada yaşadığı nadir bir yerdi. Bu karışım, ragtime’ın ritmini, blues’un duygusunu ve kilise ilahilerinin armonisini bir araya getiren yepyeni bir tarz doğurdu. Trompetçi Buddy Bolden, 1900’lerin hemen başında tarihin ilk caz topluluğunu kurduğu kabul edilen isim.
1917, dönüm noktası oldu: New Orleans’ın eğlence bölgesi Storyville federal hükümet kararıyla kapatılınca, orada çalan müzisyenler iş bulmak için Chicago ve New York gibi şehirlere dağıldı. Bu zorunlu göç, cazın tüm Amerika’ya yayılmasını sağladı. Aynı yıl ABD’nin I. Dünya Savaşı’na girmesiyle, Atlantik’i aşan Amerikan askerleriyle birlikte bu müzik Avrupa’ya da taşındı. 1920’lerin sonuna gelindiğinde caz artık sadece bir Amerikan fenomeni değil, Paris’ten Berlin’e kadar Avrupa’nın büyük şehirlerinde çalınan, dinlenen bir müzikti.

Türkiye’ye Yolculuk
Cazın Türkiye’ye girişi üzerine belki de en kapsamlı çalışma, yönetmen Batu Akyol’un 2011’de çekmeye başladığı, 2013’te yayınlanan “Türkiye’de Caz” belgeseli. Akyol, fikrin çıkış noktasını İlhan Mimaroğlu’nun 1950’lerin sonundaki Caz Sanatı ve Cüneyt Sermet’in 1990’lardaki Cazın İçinden kitaplarının arka sayfalarında gördüğü birkaç sayfalık bir özete bağlıyor; arşiv kıtlığı olan bir ülkede bu boşluğu doldurmak için yönelmiş bu işe.
Belgesel, 1924’te Melek Sineması adıyla açılan (sonradan Emek Sineması olan, 2013’te yıkılan) mekana bir saygı duruşuyla başlıyor. 1920’lerin İstanbul’undan, Beyoğlu’ndan kareler eşliğinde dönemin ruhuna götürüyor bizi. Cüneyt Sermet, Emin Fındıkoğlu, Muvaffak Falay, Bozkurt İlham Gencer, Selçuk Sun, Hülya Tunçağ gibi yaklaşık 50 öncü müzisyenle yapılan röportajlar üzerine kurulu; yani doğrudan o dönemi yaşamış insanları dinleyerek oluşturulmuş.
Cazın Türkiye’ye girişi, büyük ölçüde Ermeni ve Yahudi kökenli sanatçıların emeğiyle, Batı’dan getirilen bir akımla gerçekleşiyor. 1950’lerde savaş sonrası göç eden aydın kesimin bıraktığı boşluğu, sonraki çok partili dönemde cazın ve genel olarak Türk müziğinin kendi içinde evrilerek doldurduğunu görüyoruz. Akyol, projeye “Türk Caz Tarihi” gibi iddialı bir isim vermek yerine daha mütevazı bir başlık seçtiğini söylüyor; arşiv kıtlığı olan bir ülkede böyle bir iddiada bulunmanın haddi olmadığını düşünmüş.

İlk İsimler, İlk Mekanlar
Türkiye’de cazın ilk kulübü 1956’da Bebek’te açılıyor: ağız armonikası (ağızla üflenen küçük bir üflemeli çalgı) ustası Hasan Kocamaz’ın kurduğu “306.” Ama ondan önce, 1940’larda, iki isim cazı Türkiye’ye tanıtan ilk sesler olarak öne çıkıyor: Sevinç Tevs ve İlham Gencer.
Sevinç Tevs, Türkiye’nin ilk kadın caz yorumcusu unvanına sahip; “cazın anası” lakabıyla anılıyor. 1948’de New York’ta bir yarışmada Arif Mardin’in bestesiyle birincilik kazanmış, BBC ve Berlin televizyonunda çıkan ilk Türk sanatçı olmuş. Baterist Erol Pekcan’ın sözleriyle özetlemek gerekirse: “Caz bence kesinlikle yorumdur ve yorum da Sevinç Tevs’tir.”
İlham Gencer ise aynı dönemde cazın en önemli erkek sesi olarak anılıyor; ikisi birlikte İstanbul Radyosu’nda caz programı yapmış, bu yüzden genelde birlikte anılıyorlar. Türkiye’nin ilk piyanist şantörlerinden sayılan Gencer, 1953’te ünlü Amerikalı şarkıcı Eartha Kitt’e “Katibim” şarkısını öğretmiş. 1960’ta Şişli’de açtığı Çatı Kulübü, kendi deyimiyle “Türkiye’nin özel konservatuvarı” olmuş; Ayten Alpman, Ajda Pekkan, Barış Manço, Cem Karaca gibi isimlerin kariyerini burada şekillendirmiş.
Bu iki sesin yanında, enstrümantal cazda da öncü bir isim var: trompetçi Muvaffak Falay. Hikayesi çarpıcı: Kuşadası’nda 12 yaşında trompet çalmaya başlamış, Ankara Konservatuvarı’nda caz çalmak yasak olduğu için radyoda “Mafi” takma adıyla performans vermiş. Avrupa’da telaffuzu daha kolay olduğu için sonradan “Maffy Falay” adıyla tanınmış, 1960’ta Köln’de dönemin ünlü bir orkestra şefinin radyo orkestrasına katılmış. 1956’da cazın efsanevi trompetçisi Dizzy Gillespie Ankara’ya geldiğinde onu havaalanında karşılayanlar arasındaymış.
1982’de kurulan TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası (“hafif müzik,” klasik müziğin ağırlığına karşılık, pop ve caz gibi daha gündelik türler için kullanılan eski bir terim) Türkiye’nin ilk resmi caz orkestrası oldu. Ayrıca 1923 İstanbul doğumlu Ahmet Ertegün’ü de unutmamak lazım; kardeşi Nesuhi ile birlikte genç yaşlarda tutkulu birer caz koleksiyoncusu olmuşlar, 15 binden fazla plak biriktirmişler. Bu tutku onları 1947’de New York’ta gospel, caz ve R&B müziği için kurulan Atlantic Records’a götürmüş; Ahmet sonrasında Amerikan müzik endüstrisinin en etkili isimlerinden biri haline gelmiş. Türk kökenli bir ismin cazın dünya merkezinde bu kadar derin bir iz bırakması ayrıca güzel bir detay.

Bugün Caz Nerede?
Bugün İstanbul’da caz, her yıl düzenlenen İstanbul Caz Festivali aracılığıyla hala canlı; 1994’te başlayan festival 2026’da 33. edisyonunu tamamladı. Önder Focan’ın 2002’de eşi Zuhal Focan’la birlikte kurduğu Nardis Jazz Club, hala İstanbul gece hayatının en önemli caz duraklarından biri. Saksafoncu İlhan Erşahin ise hem New York’ta hem İstanbul’da açtığı Nublu kulüpleriyle cazı, Afrika, Karayip ve elektronik müzikle harmanlayan bir köprü kurmuş durumda. Kerem Görsev, Jehan Barbur, Fatih Erkoç gibi isimler de bugün hala sahnede, Türk cazını hem yurt içinde hem yurt dışında yaşatmaya devam ediyor. Yani cazın New Orleans'ın dar sokaklarından çıkıp Bebek'teki küçük bir kulübe, oradan da bugün hâlâ her yaz İstanbul'u saran bir festivale dönüşen bu uzun yolculuğu, çeşitlenen etkilerle ve yeni mekanlarla hâlâ devam ediyor.



Bugün cazın nerede olduğunu BizimCaz.com sitesinden öğrenebilirsiniz. Çok fazla festival, konser mekanı ve caz müzisyeni var.