top of page

Kız Neşesi ve O Diğer Süper Kadın

  • Yazarın fotoğrafı: peopleinsunlight
    peopleinsunlight
  • 3 May
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 May

Hem oyunculuğu hem sanatçı duruşuyla beğendiğim Nehir Erdoğan'ın yakın dönemde yayınlanmış bir röportajında yeni projesi Mira’yı anlatırken kullandığı bir ifade takıldı aklıma: “kız neşesi ile kadın depresyonu arasında.” İlk duyduğumda durdum bir an. İkisi de yeni tanımlamalar değildi, ilk kez duymuyordum, ama dışarıdan duyuluşu; birinin içimizden, çocukluktan gelen bir şey olarak durması; diğerinin ise zamanla öğrendiğimiz, aslında içimizde barınmayan, sonradan eklenmiş bir hal şeklinde tınlaması beni düşünmeye itmişti. Hangi noktada var oluşumuzdan gelen kız neşemiz bilerek ya da bilmeden kenara itilip, kadın olmanın çeşitli sorumlulukları ve ağırlıkları altında öngörülemez depresyonlara sürükleniyorduk? Birini tutup diğerini yok etmek gibi keskin bir yerden bakmak değildi sorgulamalarımdaki amaç; birinin iyileştirici gücüyle diğerinin ağırlığını kaldırmak, birini diğerinin panzehri yapmak lazımdı sanki. Basit diye düşündüğümüz ama çoğu kez uygulamada tıkandığımız. Kısa bir düşünme turuna çıkalım.



Arkadaş edinmek için çocukken aynı oyunları oynayabilmemiz ve aşağı yukarı benzer mizaçlara sahip çocuklar olmamız yetiyorken, bu seçime gençlikten yetişkinliğe ne kadar geniş ve detaylı kriterler silsilesi ekleniyor düşünsenize. Bu kez belki mizaç geri plana giderken, bunun dışında her şey çok önem kazanıyor. İletişimin altını dolduran temellerden başlamak gerekirse: ortak konuları konuşabilmek, konuşamadığın konularda birbirini anlayabilecek bir empatiye sahip olmak, hayata aşağı yukarı benzer yerlerden bakabilmek, benzer şeylere gülebilmek ya da kaygılanabilmek, tabii, güvenebilmek. Dostluk dediğimiz o biricik ilişki ise bunların üzerine daha hassas başka incelikler ekliyor: zor gününde omuz olabilmek, mutlu gününde en önde durabilmek, zaman zaman insani ama bir o kadar da kimseye faydası olmayan duyguları iyi yönlendirip o gönül bağına dayanan ilişkiyi kurup koruyabilmek. Yeri geldiğinde, sonrasında kırmızı ya da mavi hapın sonuçları kadar etkili olabilecek o önemli karara yönlendirmek, yönlendirilmek!


Arkadaşlık ve dostluk tanımlamalarına kadın ve erkek ayrımında farklı cevaplar vermek mümkün olsa da, günün sonunda o hassas teraziler benzer. Yine de peşinen kadınların bu terazileri biraz farklı taşıdığını kabul etmek gerekiyor. Hormonlarımız tarafından daha çok etkilenen, genele vuracak olursak kompleks düşünebilen, beklentiler anlamında daha detaycı olabilen canlılarız. Bu incelikler, beklentiler ve hassasiyetler genelde kadınlar arasındaki ilişkilerin erkeklere göre daha bir pamuk ipliğine bağlı olmasına neden olabiliyor. Ama ilginç olan şu ki: tam olarak aynı hassasiyet, bizi birbirimize daha çok ihtiyaç duyar yapıyor. Stresle karşılaştığımızda erkekler daha çok savaş ya da kaç moduna girerken, biz kadınlar içgüdüsel olarak yakınlarımıza yöneliyoruz, bağ kurmaya çalışıyoruz. Biyolojimiz bize düşüşlerimizde, kaygılarımızda, korkularımızda “yalnız kalma” diyor. Belki de bu yüzden kız arkadaş kayıpları bizi bu kadar derinden vuruyor. Bir kız arkadaş ayrılığının uzun süreli bir ilişkiyi bitirmek kadar büyük travmalar yaratabildiği, ne mutlu ki artık çok daha fazla konuşuluyor.



Hemcins desteğinin ne kadar büyük bir iyileştirici güç olduğunu anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok; kendi geçmişimizde farklı dönemlere gidip en mutlu olduğumuz dönemlerin kısa bir sorgulamasını yapabiliriz. Belki çevremize iyi bir gözlemci olarak bakıp en kötü dönemlerinden başarıyla çıkan kadınların yakın arkadaş çevrelerine bakmalıyız. Oralarda bir yerde, her çalan telefonun ucunda, uzun gece sohbetlerimizde, en sevdiğimiz geniş kutlama sofralarında, aldığımız önemli karar aşamalarında ya da kararların sonuçlarında, en dramatik anları bile absürt komediye çeviren kahkaha nöbetlerinde; başımızı omzuna koyduğumuz ya da kol kola yürüdüğümüz kız arkadaşları göreceğiz. Ne zamanki farklı sebeplerle, hayatımızdan bu omuzları uzak tuttuğumuzda ya da kaybettiğimizde, hayat birden tek renge bürünüyor, çekilmesi daha zor oluyor. Dizide de 10 yıllık evliliği bir anda biten, kendini pek de tanıyamamış ana karakterimiz Mira’yı ayakta tutan en güçlü şeylerin başında en yakın arkadaşı Melis’le arasındaki dostluk geliyor. Dertler paylaşıldıkça azalıyor, bir elin taşıyamadığını iki el kaldırıyor, bir gözün göremediğini diğeri görüp de işaret ediyor. Bizi seven, iyiliğimizi isteyen, hayatı daha yaşanabilir kılan, geçmişten gelen bir mecburiyet olarak değil, bile isteye seçerek onca emekle aramızdaki ilişkiyi beslediğimiz, bizimle birçok yaşanmışlığa şahit olmuş o diğer süper kadının atomu parçalamayan ama bizim için o an tünelin ucundaki çıkış olan basit bir önerisi ya da tesellisiyle, düşen omuzlarımız yeniden kalkabiliyor.



Biz kadınların içindeki neşe aslında hiçbir yere gitmiyor, sadece zaman zaman gerilere itiliyor, üstü örtülüyor: sorumlulukların, beklentilerin, koşturmaların altında, yanlış kalıpların içine sıkışıp kalıyor. Onu geri çıkarmak için gereken şey çoğu kez o diğer kadında. Yanında filtresiz kendin olabildiğin, birlikte saçmalayabildiğin, sırtından destekleyici elini eksik etmeyen, belki sende olmayan bir puzzle parçasını tamamlayan, belki aynı puzzle boşluklarına birlikte fit ettiğiniz bir diğer kadında. Bazen sen bile kendini takdir etmeyi unuttuğunda “aferin kız” diyen, bazen “sen bunu hak etmiyorsun” diye hatırlatan, bazen hiçbir şey söylemeyerek yanında olan, bazen seni kendinle yüzleştiren, bazen de “hadi kalk gidiyoruz” deyip seni o koltuktan kaldıran. Ancak böyle, hayatın bizi soktuğu engebeli yollarda karşılaştığımız zorlukları hafifletebiliriz, daha kolay karaya çıkarız. En az kadın erkek ilişkileri kadar hassas, nazik, incelikli, çokça emek isteyen ve varlığı en kıymetli zenginliklerin başındaki konulardan biri, kadınların birbirine desteği ve bu destekten doğan kız kıza olmanın gücü. Birbirimize daha çok el olmak dileğiyle.

Yorumlar


© 2026 by People in Sunlight. All rights reserved.

bottom of page