Sizin Guguk Kuşunuz Hangisi?
- peopleinsunlight

- 24 Mar
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 gün önce
Başlığı okuyup bu yazının o meşhur film analizi olduğunu düşünenlere, acaba ay burcu gibi bir şeyi mi kastediyor diye heveslenenlere ya da kişisel hayatlarında çoktan gerçek anlamını unutup bu kelimeyi mecazi anlamıyla duyabilenlere… Bu yazıda, önce benim, sonra sizin guguk kuşunuzun sesini dinleyeceğiz. Anlayacağınız, bu yazı ''biraz'' kişisel.

Hafızamın en güzel yerinde asılı duran Dino'nun o meşhur resmi, anı kavanozumda hep en canlı kalacak anların başında; ne çok erken, ne geç bir yaz sabahı… Öğle sıcağı öncesi, ortalık yanıp kavrulmadan bizi biraz mutlu etmeye niyetli tatlı bir rüzgar, yattığımız orta odanın penceresinin hemen önünden başlayıp, önce aralarından minik dağ çiçekleri çıkan diz boyuna kadar uzamış çalıları okşuyor; sonra camdan karşı tarlaya uzanan her bir zeytin ağacını tek tek ziyaret ederek dallarına dokunup yoklamasını alıyor. Ev halkının erkenci üyeleri çoktan kalkmış; anneannem bizi uyandırmadan sessizce kahvaltı hazırlığında. Tabanı kızarmaya hazır tavadan gelen kokuya bakılırsa bugün bazlama günü. Dedem ise kahvaltısını çoktan bitirmiş, keyif çayı eşliğinde ardiyesinde, muhtemelen dışarı çıkmaya hazırlanıyor. O sırada ben, serin yatağın, önümde uzayan upuzun yazın ve sonraları en mutlu anlarımdan biri olacağını bildiğim dakikaların tadını çıkararak esneyip gözlerimi ovuşturuyorum. Arka planda, benim için en iyi bestecilerin eserlerinden daha ahenkli, daha huzurlu; bir şekilde fiziksel olarak asla göremediğim ama kafamdaki huzurlu anlarla özdeşleşmiş o minik guguk kuşunun acelesiz, telaşsız, sakin melodisi... beni güne davet ediyor. Kendi gibi acelesiz, zamansız, dünyadan kopuk ama bir o kadar da hayatın bu andan ibaret olduğuna ikna edici: gugukçuk, gugukçuk, gugukçuk.

Bir sonraki sahne: deniz sonrası bizim dondurmacıda peynir helvası üstü dondurmalarımızı yiyip güneşin hafifleyen yakıcılığını arkamıza alarak koşar adım eve gelmişiz. Vücutlarımızdan terle karışık güneş kremi ve deniz tuzunun kokusu yayılıyor etrafa. Banyo sırası yarışı başlıyor. Sırası gelen, banyoda işi biten; güneşten yanmış yanakları, deniz suyundan kızarmış gözleri ve artık mis gibi şampuan kokan taranmış saçlarıyla, akşam serinliği çökerken yemek öncesi bahçedeki ocak başında közde mısır yapan anneannemin yanına sıralanıyor. Birazdan evin akşamüstü kahve odası olan en serin yatak odasında, güneşin batışını izleyeceğiz hep birlikte. Annem ve teyzemler biz gelene kadar çoktan türk kahvesini bitirip fallarını kapatmış olacak belki. Yorgunlukla karışık bir huzur. Yine aynı ses, közde çıt çıt yanan mısırlarla bu kez yeni bir beste oluşturuyor, günün kapanışını fısıldıyor bize: çıt çıt, gugukçuk; çıt çıt, gugukçuk; çıt çıt, gugukçuk.

Bir başka sahne: akşam, zifiri karanlık her yanı sarmış. Yıldızları daha iyi görebilmek için tüm bahçe ışıklarını kapatıp bahçeye çıkmışım. Yol boyu uzayıp giden uzun sokak lambaları aydınlatıyor geceyi. Dedemin torunları için yaptığı, benimle yaşıt bahçemizdeki minik parkta, benim yerim olan soldaki salıncakta sallanıyorum. Salıncağın hafif paslanmış zincirlerinden gelen gıcırtılar bir ileri bir geri gecenin sessizliğine karışıyor. Birden dedem yanımda, sağdaki salıncakta beliriyor; bacakları, kolları dümdüz uzanmış, elleriyle salıncak zincirini tam ortadan tutup kendine çekiyor, geri atıyor kendini, gövdesiyle koca bir C harfi olup sallanıyor. En sevdiği şarkıyı, "Karakolda Ayna Var"ı söylemeye başlıyor. Sesi çok güzel diye düşünüyorum. En az guguk kuşunu dinlerkenki kadar huzurluyum.

Aradan yıllar geçmiş. Bir an, kim bilir nerede denize girerken fark ediyorum, eskiden denize girmenin daha keyifli olduğunu. Çünkü denizin kokusunu içine çekmeyeli, sabahları zeytin ağaçlarını okşayan rüzgarın yoklamasını fark etmeyeli, akşamüstü közde mısır yemeyeli; belki bu anıları paylaştığın, o anları anlamlı yapan kişileri görmeyeli, guguk kuşunun o şifalı sesini duymayalı seneler olmuş. Çünkü büyümüşüz; büyürken, büyük anlamlar arayışında hız kesmeden yol almışız; farkında olmadan hızlanmışız. Esas ihtiyacımız olanın sakinleşmek ve bizi iyi edene dönmek olduğunu unutmuşuz. Bazen de şartlar denen o vahim şey, caydırmış bizi ihtiyacımız olan sesleri duymaktan.
Sizi getirmeye çalıştığım yer, içi boş bir nostalji değil; hatta peşinen söyleyeyim, anılarınız olduğu yerde güzel: yani geçmişte, o zaman, o anda. Zira bugün o suda bir daha yıkansanız aynı hissetmeyeceksiniz; aynı tadı vermeyecek o en sevdiğiniz yemek, o günkü gibi güzel kokmayacak deniz, öyle lezzetli olmayacak peynir helvalı dondurma. Arada bir gidip yeni hâline üzüldüğünüz o şehir, kasaba, yazlık; bugün eski gerçeğine uygun bir dönem filmi platosu olarak yeniden canlandırılsa bile, siz aynı siz olmadığınız için o günü bir daha yaşatamayacaksınız. Ama işte tam da bu yüzden anı kavanozunuz bu kadar kıymetli. İçindekiler solar mı, silinir mi diye korkmayın; bir his, bir kez derinden yaşandıktan sonra artık sizin bir parçanız. Guguk kuşunuzun nerede saklı olduğunu bilmek, hatırlamak ve her ihtiyaç duyduğunuzda, kendinizi kaybetmiş hissederken, onu geri çağırabilmek; işte bu yeter. Bir de şunu hatırlamak önemli: Guguk kuşunuzla henüz yazılmamış melodiler de var. Yarın nostaljisini yapacağımız anları şu an yaşıyoruz; anı kavanozunu şu an doldurma şansınız var. Bunun için tek gereken, bizi biz yapan detayları, anları ve farklı dönemlerde hayatımıza giren güzellikleri gerçekten, derinden fark edebilmek. Şimdi... sakince, uzun uzun düşünün bakalım; sizin guguk kuşunuz hangi anda, hangi anılarda saklı? Size ilerisi için nasıl yol haritaları yazabilir bu anlar?



Yorumlar